"Ne yaptın öyle sen? Ben bir bok anlamadım bu işten!" diyenlere..
Hani çok açsınızdır. Ama o bildiğiniz "Midem sırtıma yapıştı yahu! Bir yemek yesek ya şurada!" durumunda öte bir açlıktır bu. "Karnım zil çalıyor!" diye zilli, zurnalı, neşeli deyimlerle duyuramayacağınız türdendir.
Dizleriniz boşalır. Gözleriniz kararır. Dudaklarınız çatlar. Hani konuşmaya mecaliniz kalmaz, diliniz gerektiği gibi kıvrılıp da ses çıkaramaz. Parmaklarınızın boktan bir kalemi kavrayıp, yön vermeye gücü olmaz ya! Hani hayaller gerçeğe bulaşır ya!
Açtım, çok hem de!
Böylesine aç olunduğunda, zihin binbir türlü oyun oynuyor insana. Sen de halihazırda oyunsever bir şahsiyetsen eğer, vay haline..
Gözünün önünden en sevdiğin yemekler geçiyor bir bir. Biliyorsun esasında, hayal işte onlar! Kim hazırlayacak ki sana şimdi, öyle serçe parmağın kalınlığında, özenle dizilmiş yaprak sarmalarını? Annen desen, o sırada senden 454 km uzakta! Ama Allah kahretsin ki, sarmanın kokusu burnunda! İnandırıyor, umutlandırıyor seni o koku.
Ne geldiyse başıma, yönümü burnumla bulmaya çalıştığımdan geldi zaten.
Ahh be kızım! Köpek misin ki sen??
Çizgi filmlerde olur ya hani, salaktır az biraz çizgi karakter. Koku önde, o dikmiş burnunu havaya, gözler kapalı, kokunun peşinde! Benimki de o hesap işte!
"Ben geliyorum, açım!" dedim. Yokmuş bir şey dolapta. "Gelme!" dedi. Yalana bak! Yahu sırf benim aldıklarımla krallar ağırlanır be sofrada! Çıktım apar topar yola. Elim, ayağım titriyor ama açlıktan.
Biliyorum yaprak sarması hazırlayamazdı bana. İnsanın annesi bile zaman zaman naz ediyor, üşeniyor yapmaya. Ama ne yalan söyleyeyim, bir kase çorba düşlemiştim en azından. Ulan ne var ki çorba yapmaya? Su, salça, şehriye, bir de az biraz tuz işte! "Eline sağlık."- "Afiyet olsun." Bitti, gitti..
Açlıktan bağı çözülmüş dizlerimi kırıp, attım kendimi sandalyeye. Topladım gücümü. Dilimi bir iki kıvrımla derdini anlatabilecek kıvama getirdim. Tam soracağım "Ne yemek var?" diye, berbat bir koku geldi gözlerinden. Gözden koku gelir mi? Sanmam! Muhtemelen bu sanrılar hep açlıktan. "Ne pişirdin ki ? Ne bu? Çok açım ben!" diyecek oldum, gerek kalmadı. Nefesim kokuyor olacak ki, bir koşu kalktı, getirdi bir tabak yemek.
Allahım! O da ne?
Bir süre düşünmedim değil. Hani şeytan da az uğraşmadı benimle! "Devir şu tabağı kafasından aşağı. Bağır, çağır! Küfür et! Ben buna layık değilim!" diye ama yapamam, öyle görmedim ki ben. Hem kimse yemek hazırlamak zorunda da değil bana. Ne koyulduysa önümüze, yiyeceğiz artık paşa paşa!
Tereddüt etmiş olduğumu anlayacak ki, ilk lokmayı kendi elcağızıyla tıkadı ağzıma. Hem de büyükçe bir lokma! Açtım, muht-açtım dostlar! ( deli ediyor beni bu laf ebelikleri.)
Her neyse, açtım işte! Umduğumu değil, bulduğumu yiyecektim. Hırsla çiğnedim lokmayı ve yuttum. Genzime kaçtı, boğazımı yaktı. Gözlerim yaşaracak gibi oldu, tuttum!
Neredeyse içinde fare zehiri olabileceğini bile düşündüm, ama katil mi ki o? Sonra fark ettim. Bu iğrenç tat, baklayı sütle haşlayıp, hindisten ceviziyle servis etmesindendi. Nereden aldıysa artık bu tarifi?
Son lokmasına kadar yedim. Sonra da sıyırdım tabağımı güzelce. Geride, arkamdan ağlayacak tek bir tane bile kalmadığından emin olana dek sıyırdım! Boğazıma kadar doydum. Midem çok bulandı, ama kusmadım! İyi ki de kusmadım! İnsan çok çirkin oluyor kusarken be. Bir de ben salak gibi kusarken ağlarım.
Rukiye teyze vardı, annemin arkadaşı. Pek bir lezzetsiz olurdu yemekleri. Izdırap gibi geçen yemek faslının sonunda, annem gözlerini üstüme diker, "Çok güzel olmuş değil mi kızım Rukiye teyzenin yemekleri?" der tamamlamamı beklerdi. Ben de gözlerimi kaçırıp Rukiye teyzeden "Evet. Elinize sağlık." derdim. Sonra eve gelip, sabaha kadar kusardım. Kimseyi de sokmazdım banyoya, görmesinler beni öyle savunmasız ve çirkin diye.
En son bakla hala boğazımda takılıyken, annemin yüzü geldi gözümün önüne. Yok artık, bu yemeğe de "Çok güzel olmuş!" diyemezdim, kusura bakmasın artık annemgiller de! Yine de zaman harcamıştı o da bu yemek için. "Eline sağlık." demekte sakınca görmedim.
Sonra kalktım ve gittim.
Hala arada aklıma gelir. Ben bu adamın iyi bir aşçı olduğunu da nerden çıkarmıştım ki? Ben aşçıyım mı demişti ki? Benimki de iş işte! Ama ne yapayım? Benim kalbime giden yol, hakikaten midemden geçiyor!
Gurme miyim ne?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder