Ben aslında bu alanı, insanların karakterleri ve dünya görüşleriyle ile ilgili ön bilgi edinebileceğim bir alan olarak kullanıyordum. Yazdıkları kişisel iletilere göre insanlar hakkında önyargılarım oluşuyordu. Beynim otomatik olarak iletilerle karakterleri eşleştiriyor ve bu eşlemeden sempatiler ve antipatiler doğuruyordum.
Mesela beynim “bir gülü sevdim, bir seni!” yazan zatı muhteremle hiçbir koşulda iletişim kuramayacağımı söylüyordu bana.
“Kişiselse sana ne?” yazan şahsiyet bana, herkes sanki hali hazırda yazacağı iletiyi bekliyormuş da, o da bilgi vermek istemiyormuş havasında, kompleksli bir karakter olduğunu hissettiriyordu.
Ya da 20 yaşında bir genç “Ayakta ölmek, dizüstü yaşamaktan daha onur vericidir!” yazdığında tokatlayasım geliyordu.
Sonrasında işler hepten çığrından çıktı!
“Kim vurduya gitti, birazdan dönecek!”ler, “Girmezsem n’olcak?”lar, “Nescafe bile üçü bir arada, ben hala yalnızım.” lar, “Ağlarsa anam ağlar gerisi ninja kaplumbağalar!” lar, “Bir porch alıp geleceğim.” ler, “I see online people!”lar ve hatta “çevrimpiçi” olanlar belirdi her bir yanımızda.
Dehşet içindeydim.
Yiyor, içiyor, sıçıyor, geziyor, televizyon izliyor, oyun oynuyor..-naklen yayındaydı hayatlar. Biri film seyrediyordu mesela ve ben sormadığım halde biliyordum bunu. Ve yine sormadığım halde, geceyarısı ders çalıştığını biliyordum bir diğerinin. Acaba sormadığım için miydi zaten bu! Kimse kimseye nasıl olduğunu sormadığı için mi? Hemen dağıtıyorum felsefe bulutlarını, zira hiç o niyetle başlamadı bu yazı!
En son “Donuma bile güvenim yok, çünkü .ötüme dokunuyor!” un gelinebilecek son nokta olduğunu düşünürken çok geçmeden yanıldığımı anladım. “Benden elektrik alamayan kıza trafo soksan ne fayda!” yı duymuş ve bu iletiyi yazan erkekle “Prezervatif kullanmak çiçeği gaz maskesi ile koklamaya benzer!” yazan kızı çiftleştirmeye karar vermiştim. Kınamayın fantezilerimi, gözüm dönmüştü!
Kararlıydım, ben kişisel ileti yazanlardan olmayacaktım. Çok direndim.
Ta ki bir gün ““İtiraf ediyorum!Winamp’taki unknown artist benim!” iletisini görüp kahkayı bastığımı fark edene kadar.
Yenildim.
İlk iletim “Mutlu edemeyeceksen, meşgul etme!” oldu. Daha yazdığım dakika insanlardan iletini kullanabilir miyim? diye mesajlar geldi. Şaşkındım. İletilerin telif hakkı falan da mı vardı ki? Yazdığım ilk iletinin bu kadar beğenilmesinden palazlanmış egomla “Pek tabi ki! Neden olmasın?” falan diye insanlara iletimi kullanma izni veriyordum. O gazla üst üste birkaç deneme daha yapıp çekildim sahalardan, eski psikolojime döndüm geri.
Bu kez de şarkı sözleri yazanları kınar olmuştum. “Yazıyorsunuz madem bi’şey, özgün olun bari!” diye burun kıvırıyordum gördüklerime.
Ve bir gün aşık oldum. Hezimetle sonlanan bir hikayenin ardından ben, evet ben internette ileti yazılabilecek her noktaya, her yere “kesilene kadar yüzdü, ama görünmeyince kara??” yazdım! “En Güzel Hikayem” Söz-Müzik: Teoman
Sonra kabul ettim. Hiçbirimiz, bir diğerinden daha farklı ve önemli değiliz. İnsanız yahu işte! Zayıflıklarımız var! İlgiye muhtacız, kendimizi anlatmak zorundayız. Hangi yolla olursa olsun. “Ben farkılıyım!” “Ben özelim!” çığlıkları atan, lakin tek farklılığı gözü, burnu, rengi olan mahlukatlarız işte!
Yani diyeceğim şudur ki “Bırak Recep bırak! Hepimiz din kardeşiyiz!”
