19 Eylül 2008 Cuma

kişisel ileti..

Kişisel ileti alanı, insanların karakterleri hakkında belirgin ipuçları veren, adeta yarışların yapıldığı, yaratıcılığın sınırlarının zorlandığı bir küçük bölüm haline geldii.

Ben aslında bu alanı, insanların karakterleri ve dünya görüşleriyle ile ilgili ön bilgi edinebileceğim bir alan olarak kullanıyordum. Yazdıkları kişisel iletilere göre insanlar hakkında önyargılarım oluşuyordu. Beynim otomatik olarak iletilerle karakterleri eşleştiriyor ve bu eşlemeden sempatiler ve antipatiler doğuruyordum.

Mesela beynim “bir gülü sevdim, bir seni!” yazan zatı muhteremle hiçbir koşulda iletişim kuramayacağımı söylüyordu bana.

“Kişiselse sana ne?” yazan şahsiyet bana, herkes sanki hali hazırda yazacağı iletiyi bekliyormuş da, o da bilgi vermek istemiyormuş havasında, kompleksli bir karakter olduğunu hissettiriyordu.

Ya da 20 yaşında bir genç “Ayakta ölmek, dizüstü yaşamaktan daha onur vericidir!” yazdığında tokatlayasım geliyordu.

Sonrasında işler hepten çığrından çıktı!

“Kim vurduya gitti, birazdan dönecek!”ler, “Girmezsem n’olcak?”lar, “Nescafe bile üçü bir arada, ben hala yalnızım.” lar, “Ağlarsa anam ağlar gerisi ninja kaplumbağalar!” lar, “Bir porch alıp geleceğim.” ler, “I see online people!”lar ve hatta “çevrimpiçi” olanlar belirdi her bir yanımızda.

Dehşet içindeydim.

Yiyor, içiyor, sıçıyor, geziyor, televizyon izliyor, oyun oynuyor..-naklen yayındaydı hayatlar. Biri film seyrediyordu mesela ve ben sormadığım halde biliyordum bunu. Ve yine sormadığım halde, geceyarısı ders çalıştığını biliyordum bir diğerinin. Acaba sormadığım için miydi zaten bu! Kimse kimseye nasıl olduğunu sormadığı için mi? Hemen dağıtıyorum felsefe bulutlarını, zira hiç o niyetle başlamadı bu yazı!

En son “Donuma bile güvenim yok, çünkü .ötüme dokunuyor!” un gelinebilecek son nokta olduğunu düşünürken çok geçmeden yanıldığımı anladım. “Benden elektrik alamayan kıza trafo soksan ne fayda!” yı duymuş ve bu iletiyi yazan erkekle “Prezervatif kullanmak çiçeği gaz maskesi ile koklamaya benzer!” yazan kızı çiftleştirmeye karar vermiştim. Kınamayın fantezilerimi, gözüm dönmüştü!

Kararlıydım, ben kişisel ileti yazanlardan olmayacaktım. Çok direndim.

Ta ki bir gün ““İtiraf ediyorum!Winamp’taki unknown artist benim!” iletisini görüp kahkayı bastığımı fark edene kadar.

Yenildim.

İlk iletim “Mutlu edemeyeceksen, meşgul etme!” oldu. Daha yazdığım dakika insanlardan iletini kullanabilir miyim? diye mesajlar geldi. Şaşkındım. İletilerin telif hakkı falan da mı vardı ki? Yazdığım ilk iletinin bu kadar beğenilmesinden palazlanmış egomla “Pek tabi ki! Neden olmasın?” falan diye insanlara iletimi kullanma izni veriyordum. O gazla üst üste birkaç deneme daha yapıp çekildim sahalardan, eski psikolojime döndüm geri.

Bu kez de şarkı sözleri yazanları kınar olmuştum. “Yazıyorsunuz madem bi’şey, özgün olun bari!” diye burun kıvırıyordum gördüklerime.

Ve bir gün aşık oldum. Hezimetle sonlanan bir hikayenin ardından ben, evet ben internette ileti yazılabilecek her noktaya, her yere “kesilene kadar yüzdü, ama görünmeyince kara??” yazdım! “En Güzel Hikayem” Söz-Müzik: Teoman

Sonra kabul ettim. Hiçbirimiz, bir diğerinden daha farklı ve önemli değiliz. İnsanız yahu işte! Zayıflıklarımız var! İlgiye muhtacız, kendimizi anlatmak zorundayız. Hangi yolla olursa olsun. “Ben farkılıyım!” “Ben özelim!” çığlıkları atan, lakin tek farklılığı gözü, burnu, rengi olan mahlukatlarız işte!

Yani diyeceğim şudur ki “Bırak Recep bırak! Hepimiz din kardeşiyiz!”

18 Eylül 2008 Perşembe

bir adam..


"İyi de sen ne istiyorsun ki? Ne arıyorsun başka?" diyenlere..

Bir adam olsun.

Kokusu gelsin, o gelmeden önce.

"Ulan bu herif amma yakışıklı ha!" dedirtmesin. Ama ben çok beğeneyim onu. Hemfikir olmayayım bu konuda tüm dünyayla mümkünse. Tastiklenmesin beğenim.

"Ayy, çok yakışıyorsunuz!" diyemesin kimse ama ben çok yakıştırayım onun parmaklarını elime. Gözlerini değil de kaşlarını beğeneyim mesela. Yüzüne değil de boynundaki damara hayran olayım. Konuşurken dudağının kenarındaki istemsiz kayışı izleyeyim. Kızdığında çenesindeki belli belirsiz kasılmayı bir tek ben göreyim. "Nesine aşıksın sen bunun?" desinler, "Uykudan yeni kalktığı zamanki şaşkın bakışlarına." diyeyim.

Hangi burç olduğumu bilmesin. Hatta mümkünse ben "kuzu" diye bir burç var desem bile inansın.

Öyle "Çok güzelsin. Çok tatlısın." falan demesin bana hiç.

Doğum günümü unutsun, mühim değil ama çayımı tek şekerli içtiğimi unutmasın. İlk görüşmemizde ne giydiğimi hiç hatırlamasın ama yazımı her gördüğü yerde tanısın mutlaka.

En çok dirseğimi öpsün. Ensemi, belimdeki kıvrımı sevsin. Gözlerini bacaklarımda değil de boynumdaki bende yakalayayım, öyle başlayalım sevişmeye.

"En çok avuçlarını seviyorum." desin örneğin.

"Avuçlarını seviyorum dedi kıza hayvan!" diye yadırgasınlar. "Gördüm valla, kız herifin boynundaki damara dokunuyordu hayran hayran!" desinler. "Embesil lan bunlar!" diye bahsetsinler bizden. Mümkünse kimse bir halt anlamasın bu işten. Herşeyin anlamı bize ait olsun.

Hiç anlatmasın bana kendini. gerek kalmasın "ben şöyleyim, ben böyleyim" lere..

Utansın ona iltifat edildiğinde, kızarsın hatta. Konuyu değiştirmeye çalışsın.

İltifat etmeyi de beceremesin. Eline, yüzüne bulaştırsın. "Lan sus Allah'ını seversen konuşma! Konuştukça sıçtın!" desin şahitler. Tüm şahitler fasulyeden sayılsın.

"İçimi seğirtiyorsun!" desin "seni seviyorum." yerine. Bir tek ben bileyim, iyi bir şey söylemek istediğini.

Utangaç gülüşleriyle gözlerini benden kaçırıp, yüzlerini annelerinin göğüslerine saklamalarına bayıldığım için, her fırsatta gizliden göz kırptığımı bilsin çocuklara. Ve sevsin benimle beraber onları izlemeyi.

Ne düşündüğümü bildiğini söylemesin hiç ama elimi o anda daha kuvvetli sıkışından farkedeyim fantezilerimi bir kenardan muzipçe izlediğini.

Küllükteki izmaritlere bakıp, kaç tane sigara içtiğimi saysın. Markasından değil, sigarayı söndürme biçimimden anlasın hangilerinin bana ait olduğunu.

En çok popo kısmı aşağı sarkmış, eski pijamam üstümdeyken öpsün beni. Ben onu en çok yataktan yeni kalktığında, saçı başı darmadağınıkken öpeyim.

Sabah uynadığımda, yüzümün yanında ayakları olsun. Saçlarımla ayaklarının altını gıdıklayayım. Uyansın, başını yanıma koysun. Uyuyor numarası yapayım ama o bilsin uyanık olduğumu. Gülüşelim.

Bir adam işte. hem kocaman, hem de içime sığabilecek kadar küçük bir adam olsun..

-Yok mu?
-Yok!
-Hiç mi yok?
-?!!